‘Bu sokaklarda yeniden Feyruz dinleyeceğiz’

Özgür Yılgür- 6 Şubat sabahında aldığımız haberlerden sonra hiçbirimiz eskisi gibi değiliz hiç kuşkusuz. 10 ilimizi etkileyen Kahramanmaraş merkezli depremlerin yarattığı yıkımın yaraları hâlâ sarılamadı. Depremden en çok etkilenen şehirlerimizden biri olan Hatay’da da yaşanan acı hâlâ sürüyor. Buna rağmen şehir halkının yaşama tutunduğunu, umuda sarıldığını ve dayanışmayı güçlendirdiğine şahit oluyoruz. Geride bıraktığımız altı ay boyunca, harap olmuş sokaklarda gördüğümüz duvar yazıları da bu ruh hâlini tüm ülkeye yansıtıyor aslında. “Bu sokaklarda yeniden Feyruz dinleyeceğiz” duvar yazısı da onlardan biriydi. İlk bakışta sadece bir duvar yazısı gibi gözükse de aslında bu ifadenin altında daha derin bir anlam bulmak mümkün. Zira Feyruz ve Hatay’ın hikâyeleri birbirinden izler taşıyor.

1935’te, Mardin’den Lübnan’a göçmüş bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi Nouhad Haddad, namıdiğer Feyruz. Utangaç ve içine kapanık bir kız çocuğu olan Feyruz şarkı söylemeyi çok seviyordu. Ufkunu açan iki şey vardı: Büyükannesinin geceleri mum ışığında anlattığı hikâyeler ve komşularındaki radyodan dinlediği Ümmü Gülsüm şarkıları. Şarkı söyleme ve hikâyeler anlatma tutkusu da buradan kaynaklanıyordu. Hemen hemen her okul müsameresinde şarkı söylüyordu Feyruz. Bu müsamerelerden birinde Lübnan Konservatuvarı’nda eğitim veren ünlü şarkıcı Mohammed Fleyfel’in dikkatini çekti ve böylece müzikal yolculuğu başlamış oldu. Bir süre sonra Lübnan Radyosu’nda en çok onun sesi yankılanıyordu ve kısa zamanda tüm Arap toplumunda duyurdu adını. Öyle ki Lübnanlı başka bir ünlü şarkıcı Halim el Roumi, Feyruz için ‘Lübnan müziğinin first lady’si’ gibi bir yakıştırma dahi yapmıştı.

Savaşları bile durdurdu

‘60’ların sonuna doğru hayranı olduğu Ümmü Gülsüm’ün tahtına çıkmayı başarmıştı Feyruz. Batı müziğinin modern biçimlerini geleneksel Arap ezgileriyle harmanlamış, kendine has bir müzik yaratmıştı. Şarkıları sadece Ortadoğu’da değil, dünyanın farklı coğrafyalarında da dinleniyordu artık. Fakat Feyruz’un esas etkisi Lübnan’ın aydınlanmacı kuşağına ilham olmasıydı. Onun şarkıları ülkesi Lübnan kadar, Ortadoğu coğrafyasının da birleştirici unsurlarından biriydi. Tıpkı hayranı olduğu Ümmü Gülsüm gibi Arap halklarını kendine hayran etmişti Feyruz. Din, ülke ya da mezhep fark etmeksizin Ortadoğu’da herkesin gözdesi olmuştu. Öyle bir etkiydi ki bu, bir süreliğinde savaşları bile durdurabiliyordu. 1975’te başlayan Lübnan İç Savaşı sırasında yönetim her kimin eline geçerse geçsin radyolarda Feyruz’un şarkıları çalıyordu örneğin. 15 yıl süren savaş esnasında birçok sanatçı ülkesini terk etse de Beyrut’ta yaşamaya devam etti Lübnan’ın divası. Onun şarkılarında anlattığı hikâyeler, şehrin sokaklarına sinmişti artık. Hatta bitmek bilmeyen savaş esnasındaki çatışmalar Feyruz için durmuştu bir süre. 1986’da kaybettiği eşi Assi Rahbani’ye düzenlenen cenaze töreni için üç günlük bir ateşkes ilan edilmişti ülkesinde. Fakat Feyruz iç savaş boyunca ne bir konser verdi ne de bir şarkı yaptı. Ta ki savaştan dört yıl sonrasına kadar… 1994’te Beyrut’ta 50 bin kişinin izlediği konserle tekrar müziğe döndü Feyruz. Konser boyunca ne konuştu ne de gülümsedi. Ancak kederini bastıracak tedaviyi yine müzikte bulmuştu.

Hatay da aynı Feyruz’un şarkılarını andıran, onun hikâyesiyle benzerliklere sahip bir şehir aslında. Farklı kültürlerin buluştuğu, zarafetin yakıştığı bir kent burası. Ve aynı Lübnan İç Savaşı zamanlarındaki Feyruz gibi yaralı son aylarda. Hatta daha da derin bir yara bu. Ancak bu yarayı umutla, dayanışmayla, birliktelikle ve ortak dilimiz olan müzikle saracağız şüphesiz. Tıpkı Feyruz şarkılarındaki olduğu gibi kederi de umuda döndüreceğiz.

“Bu sokaklarda yeniden Feyruz dinleyeceğiz”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*